mayo davası etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
mayo davası etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

16 Mart 2008 Pazar

Mayo Davasi ve Bir Pazar Hikayesi

Gazetecilerin pazar günü gündem dışı yazı yazmaları adettendir ya bügün de Eser Karakaş bugünkü yazısında bir hikaye yazmış. Yahu biz bu ülkede hep Hukuk Devleti olsun isterdik meğersek bazıları Yargı Devleti olsun istiyormuş:

Ha bu diyar, Anadayar - Eser Karakaş:

Basınımızın en sevdiğim geleneklerinden biri de pazar köşe yazılarını siyaset dışı, daha ‘light’ konulara ayırması.
Zaten bir süredir Türkiye de öyle hergün ilginç bir olayın olmadığı, köşe yazarlarının konu bulmada çok sıkıntı çektikleri bir ülke durumuna geldi; en azından pazar yazılarını siyasi ya da ekonomik konulara ayırmamak doğrusu rahatlatıcı oluyor.
Bendeniz de basınımızın bu geleneğine uyarak bu pazar için tümüyle hayali, adeta kurgubilimsel bir yazı yazmak ve böylece konu sıkıntısı çektiğim bu hafta sonunu atlatmak istiyorum.
* * *
Rahmetli Aziz Nesin’in çok güzel bir hikayesini hatırlıyorum, Patagonya’da ordu siyasete el koyar, radyoevini hemen ele geçirir ama elektrikler kesik olduğu için bir türlü iktidarı ele aldığını halka duyuramaz. Elektrikler bir türlü gelmez ve hikayenin sonunda aslında darbe çoktan olmuştur ama sivil iktidarın bundan bir türlü haberi olmadığı için işler eskisi gibi akar gider.
Benim kafamda kurguladığım hikaye de biraz Aziz Nesin öykünmesi.
Bir ülkede, ismi lazım değil, bir parti vardır, ismi yine lazım değil, çok geniş bir oy desteğiyle iktidardadır ama kendinin iktidarda olduğunu zannetmektedir zira aslında ülkeyi ismi mesela Anadayar olan (Anavatan’dan aklıma gelip uydurdum) bir parti yönetmektedir.
Bu partinin milletvekilleri yoktur, il ve ilçe teşkilatları yoktur, MKYK’sı var mıdır, yok mudur pek emin değilim, çok belirgin bir genel merkez binası da yoktur ama çok kapsamlı bir parti programı vardır ve ülkede aslında iktidardaki çok oy alan partinin programı değil tümüyle bu Anadayar partisinin programı fiilen yürürlüktedir, tüm uygulamalar bu partinin programı doğrultusunda şekillenmektedir.
Programın ekonomik hükümlerinin çağla ne kadar uyuştuğu pek belli değildir ama bizim gibi ülkelerde önemli olan zaten çağa ayak uydurma değil, programını dayatabilmedir, uygulatabilmedir.
Bu parti özelleştirmelere karşıdır; iktidar partisi özelleştirmeler yapar ama bu hayali parti gerçek iktidar gücünü kullanır ve ne yapar eder bu özelleştirmeleri engeller.
Bu parti yabancı sermayeye de karşıdır; kendini iktidarda zanneden ismi lazım olmayan parti senede ülkeye yirmi milyar doları aşan doğrudan yabancı sermaye yatırımı çeker ama bu hayali parti ne yapar ne eder bu işi de engellemeyi başarır.
Bu hayali ama çok güçlü ve uygulamada etkin parti sözde çok çağdaştır ama çağdaşlığın somut kurumlarına mesela AB’ye çok kuşkuyla bakar, hatta karşıdır ve yine mesela AB standartlarında ifade özgürlüğü meselesini ne yapar ne eder engeller, Handyside’ı bilmemezlikten gelir.
Bu hayali partinin üst düzey yöneticileri bu hayali partinin bulunduğu ülkede geçerli ve bizim 301’e benzeyen yasa maddesi karşısında da dokunulmazlık sahibidirler; mesela geçenlerde bu hayali partinin bir üst düzey yöneticisi ülkesinin yurttaşlarının idam infazlarını coşkuyla izlediğini söyleyerek halkının barbarlığa çok yatkın olduğunu ifade etmiştir ama bu söz o ülkenin 301’i kapsamında bir işleme konu olmamıştır.
Bu hayali parti o kadar güçlü o kadar güçlüdür ki, ifade etmek bile zordur ama örnek olarak o ülkenin genç kızlarının nasıl giyineceğine kadar söz sahibi olduğunu söylesem belki gücü konusunda bir fikir edinebilirsiniz.
Bu hayali parti çok güçlüdür güçlü olmasına ama mesela o ülkede bir zamanlar yayınlanan ve adı ‘virgül’ olan bir derginin yayınladığı darbe günlükleri karşısında çok sessiz kalmıştır; bu hayali partinin gücüyle orantılı olmayan bazı konulardaki bu sessizliğinin nedenleri konusunda rivayet ise muhteliftir ama kimi yorumcular bu sessizliği bir zamanlar otobüslere doldurularak götürülüp kendilerine verilen briefinglerin bir sonucu olduğunu yazmaktadırlar.
Ben ne gördüm ne de duydum, günahı bu lafı söyleyenlerin boynuna.
* * *
Bu pazar yazısını da konu sıkıntısından böyle saçmalıklara ayırarak geçirdik işte.
Bu ülke ve bu ülkede geçen olayların, mesela Virgül dergisi olayının, kahramanlarının gerçek kişi, ülke ve olaylarla hiç ilişkisinin olmadığını, tümüyle hayal mahsulü olduğunu söylemeye gerek bile yok herhalde.