14 Mayıs 2008 Çarşamba

Turbanli kralice istemiyoruz!

Evet İngiltere Kraliçesi dün çokca konuşulan Türkiye ziyaretine başladı. Abdullah Gül smokin giyecek mi, eli öpülebilir mi, yüzüne bakılabilir mi derken çok gerilmiştik. Neyse ki dün yaşananlar sayesinde bu sorulara cevap bulduk da rahatladık.

Aslında kraliçenin gelişinden itibaren protokol hataları ardı ardına gelmeye başladı. Tabi protokolü ilk bozan majestelerinin kendileri oldu. Kendisini karşılayan kıtayı selamlarken "Merhaba Asker" demeyi unutması dersine iyi çalışmadığını gösterdi. Abdullah Gül birkaç kere kulağına yaklaşıp söylemeye çalıştı ama yaşlılığından olsa gerek majesteleri çok anlamadı dediğini. Neyse ki birinin aklına kağıda yazmak geldi de kraliçe hazretleri zor durumda kalmaktan kurtuldu.

Abdullah Gül smokin giyerek konuyla ilgili tartışmalara son noktayı koydu. Akşam majesteleri onuruna verilen yemekten önce bizimkiler kraliçenin elini de sıktı, yüzüne de baktı. Doğrusu protokol gitmiş yerine Türk insanının samimiyeti gelmişti.

Valla birkaç hafta önce Sarkozy'nin kraliçeyi sarayında ziyaretini CNN'den canlı izlemiştim. Bir masada Sarkozy kraliçe adına kadeh kaldırıyordu. Öyle kareler vardı ki "demek bu işin raconu da buymuş" dedim kendi kendime. Ancak tarihi filmlerde görebileceğimiz enstantaneler ve diyaloglar yaşanmıştı.

Aynı Sarkozy ABD'ye gittiğinde Bush onu Beyaz Saray'ın kapıda karşılamıştı ve tam bir Amerikan protokolü de burada uygulanmıştı. Bizim başbakan gittiğinde ise elini omzunu atıp konuşmayı tercih etmişti. Ha bir de koltuğun kıçına dayanıp ayakta dinleme vakası vardı değil mi?

Rahat milletiz vesselam. Protokol murotokol dinlemiyoruz. O kadar samimiyiz ki herkes protokolü unutuyor.

Neyse efendim kraliçe hazretleri ikinci gününde Bursa'yı ziyaret etmiş. Ziyaret sırasında kendine Başbayan hanfendi eşlik etmiş. Valla o kadar sıkıcı bir program ki cumhurbaşkanımız  "Hanım, sen kraliçeyle bir ilgileniver" deyip sepetlemiştir kraliçeyi.

Asıl bomba ise Bursa Yeni Cami'de yaşanmış. Kraliçe evet Türban takarak camiye girmiş ve 10 dakika kadar Kuran-ı Kerim dinlemiş. Bence bu AKP'nin büyük zaferi olarak algılanmalı.  türbanlı kraliçe Elizabet

Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacimızın olduğu şu günlerde iç ve dış mihrakların oyununa gelen İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in kamusal alanda türban takmasını biz türban giymiyoruz diye eleştiren ve "Türbanlı kraliçe istemiyoruz" diyenlerin buna tepkisiz kalmayacağına inanıyorum.

Akşam Mehmet Barlas'la ATV Ana Haber'in başında 1971 yılındaki kraliçenin ziyaretinden görüntüler vardı. Atlara hayranlığıyla bilinen kraliçe hipodroma giderek başbakan Cevdet Sunay'la birlikte onuruna düzenlenen yarışı izlemiş o yıllarda. Hatta aynı kraliçe hazretleri yarış başlamadan önce atları tek tek inceleyip jokeylerle sohbet etmiş. Oradan aldığı tiyolarla 5 numaralı atı favori göstermiş. Yarış sonunda da 5 numaralı at galip gelmiş. Diğer tüm atların toplu olarak arkasından gelmelerini görünce herhalde bizimkiler kraliçeye güzel bir jest yapmışlar diye düşünmeden edemedim.

Fakat kraliçe hazretleri programını kısa kesip İngiltere'ye dönmeye karar vermiş. Bu beni biraz üzse de umarım sebebi türban tartışmaları değildir. İstemeyerek de olsa bu tür polemiklerin içine çektik kraliçe hazretlerini.

07 Mayıs 2008 Çarşamba

Sokak Isimlerinden ne cikarmak lazım?

Bir önceki postada, "Laik düzene dayalı spor nasıl oluyor?" şeklinde bir soru sormuş ve sorunun cevabını vermek yerine haberi okuyup gülmekle yetinmiştik.

Daha sonra İzlenimler'de aynı konuyla ilgili yorumlar kısmına da bu tür olayların aslında toplumda belli yönde bir değişiklik olduğunun kanıtı olarak algılanması gerektiğini belirtmiştim. Ben 5-10 yıl sonra değişimin gerçekleşeceğini, nihayet bu ülkede bazı kavramların yerine oturmaya başlayacağını ima ederek gelecek için umutlu olduğumu belirtmiştim. Fakat orada tartışma öyle bir noktaya kaydı ki ben yazılanlardan bir şey anlamamaya başladım.

Bugün karşılaştığımız bir haber de aslında bu bağlamda incelenebilir. İsmail Ağa cemaatin Beykoz'da villalarının bulunduğu semtin sokaklarına Cumhuriyet Çıkmazı, Tayyip Sokak gibi manidar isimler verilmeye başlanmış.

Bence bu tür olaylar şu şekilde yorumlanmalı: Ülke olarak vesayetçi, elitist devlet anlayışı giderek etkisini kaybediyor. Bu anlayışı savunanların yapmış olduğu savunma refleksleri bazen o kadar garip bir hal alıyor ki çoğu zaman komik duruma düşüyorlar.

İşin ilginç yanı ise bu mücadeleden galip çıktığını düşünen kesim ise onların bu haliyle alay ediyor ve bir anlamda da galibiyetini karşı tarafa "ayar" vererek perçinleştirmek istiyor.

Bütün bu gelişmelerde benim en çok dikkatimi çekense Ergenekon, cinayetler, 1 Mayıs vs. bir sürü provakasyona rağmen halk yine de sağduyuyu elden bırakmıyor ve geçmişte var olan çatışma iklimine teslim olmuyor. Miting, gösteri ve Ata'ya şikayetle tepkisini ortaya koyuyor. Bu da aslında nihai hedef olan demokratikleşme ve normalleşme sürecinin yavaş yavaş yerleştiğini göstermesi açısından iyi bir durum.

04 Mayıs 2008 Pazar

Laik duzene dayali spor

İzlenimler'den FST yine yapmış yapacağını ve hakikaten çok komik bir konuda okuması çok keyifli bir yazı yazmış.

Valla, Atatürk vakti zamanında "Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim" demişti ama sanırım bu devirde bir de Laik düzene dayalı bir spordan da söz etmemiz lazım.

Hakikaten son yıllarda gelinen noktanın komikliği açısından yazıda bahsi geçen açıklamalara çok dikkat etmek lazım.

Reklam deyince gecmemek lazim...

Şu günlerde yeni bir proje üzerinde çalışıyorum ve proje an itibariyle çok da iyi durumda...

Fakat projenin en büyük handikaplarından bir tanesi de yeterli sayıda hedef kitleye ulaşamaması.

Bu proje sayesinde pazarlamanın da önemini yavaş yavaş anlamaya başladım. Her ne kadar bazen gereksiz olduğuna inansam da pazarlama başarıya ulaşmada olmazsa olmazlardan bir tanesi.

Pazarlamanın en önemli ayağı bence reklam. Hele şirketlerin bir reklam çekimine harcadığı paraları düşünülürse reklamın pazarlama hedeflerine ulaşmada ne derece hayati olduğu daha iyi anlaşılır.

Fakat öyle paralar harcanıp öyle anlamsız reklamlar çekiliyor ki insan ister istemez bunlara harcanan paranın çöpe atıldığını düşünüyor.

Yalnız az önce rastladığım bir reklamı izleyince, iyi düşünülmüş, yaratıcı reklamların hedef kitle üzerindeki etkisini biraz daha iyi anladım.

Herhalde çoğu insan benim gibi reklamlar başlayınca kanalı değiştiriyordur. Ülkemizde reklam kuşakları o kadar etkisiz hale geldi ki artık sanal reklamlar sayesinde reklamı insanın gözüne sokma ihtiyacı doğdu. Hele bir de gittikçe artan açık hava reklamlarını sayarsanız, yaratıcı olmayan reklamları tüketiciye ulaştırmak için tek yolun tüketiciyi reklama boğmak olarak anlaşıldığını görüyorsunuz.

Fakat beni bu yazıyı yazmaya iten aşağıdaki reklam aslında iyi hazırlandığında zeki ve yaratıcı reklamın nasıl defalarca izlenebileceğini, hatta bırakın kendinizini izlemesini başkalarına dahi tavsiye edebileceğinizi gösteriyor.

Herhalde ben de en başta bahsettiğim proje için bu tarz kreatif bir şeyler hazırlamalıyım.