05 Haziran 2008 Perşembe

Turkun anayasayla imtihani

Evet, beklenen gün nihayet geldi ve Anayasa Mahkemesi kamuoyunda "türban yasası" denilen anayasa değişikliğini anayasanın 2, 4 ve 148. maddelerine aykırı bulunduğunu belirterek.iptal etti.

Gelin değişiklik yapılan 10. ve 42. maddelere bakalım:

MADDE 10. – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

(Ek: 7.5.2004-5170/1 md.)Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

(Değişik: 9.2.2008-5735/1 md.) Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

MADDE 42. – Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.

Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.

İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.

Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.

(Ek fıkra: 9.2.2008-5735/2 md.) Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.

Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.

Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tâbi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.

Şimdi de bu değişikliğin aykırı bulunduğu maddelere bakalım:

MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

MADDE 148. – Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.

Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.

Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.

Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.

Yüce Divan kararları kesindir.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.

Madde 148 anayasa değişikliklerinin sadece şekil bakımından denetlenebileceğini yazar. O yüzden -daha gerekçe yayınlanmadı ama- 2. ve 4. maddeye göre değişiklikleri iptal edemez.

Ha diyelim esas bakımından inceledi. Yukarıdaki değişikliklerin anayasanın 2. ve 4. maddelerine neden aykırı olduğunu biri bana izah etsin!

Şimdi de Cumhurbaşkanı'mızın anayasa değişikliklerini onaylarken yapılan basın açıklamasına bakalım:

5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla ilgili olarak yapılan incelemede, Anayasanın 10'uncu ve 42'nci maddelerine eklenmesi öngörülen hükümlerin, Anayasada zaten var olan hükümleri daha ayrıntılı bir şekilde tavzih ve teyit etmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesini ve eğitim ve öğrenim hakkını güçlendirmeyi hedeflediği anlaşılmıştır.

Ben yukarıdaki değiştirilen anayasa maddelerine baktığımda bunların 2. ve 4. maddelere asla aykırı olmadığını, hatta Cumhurbaşkanı'mızın işaret ettiği gibi anayasada zaten var olan hükümleri güçlendirdiğine inanıyorum. Şimdi bazı insanlar "Sen hukukçu musun?" diye soracaklar. O zaman ben de size soruyorum: Anayasalar niçin vardır ve neden şimdiki Anayasa Mahkemesi Başkanı bir hukukçu değil de iktisat mezunu?

Bu kararla bu ülkede hukukun işlemesinden birinci derecede olan bir kurum başlı başına bir hukuk skandalı yapmıştır. Ben bu değişiklikler tartışıldığı günlerde "perşembenin gelişi çarşambadan belli olur" deyip 367'yi işaret etmiştim. Anayasa Mahkemesi aldığı kararlarla bu ülkede yargıya olan güveni iyice zedelemeye başlamıştı. Yoksa Danıştay ve Yargıtay'ın yaptığı açıklamalardan sonra Anayasa Mahkemesi'nin aldığı bu kararı "Mahalle -ay pardon- Mahkeme Baskısı" olarak mı değerlendirsek?

Şimdi önümüzde bir de kapatma davası var. Bu iki maddedeki değişikliklerin iptal edilmesinin AKP'nin kapatılacağı şeklinde yorumlanmaması gerektiğini düşünen insanlar var. Onlar AKP'nin kapatılmasını gönülden isteyen ve son bir kaç aydır gösterdiği "kuzu" tavrından memnun olanlardır. Yoksa hepimiz, AKP'nin kapatılacağından adımız gibi eminiz!

Bakalım, bundan yaklaşık 1 yıl önce ordu karşısında dik durmayı başaran bir AKP, bunu bugün de yargı önünde başarabilecek mi?

0 comments :