24 Nisan 2007 Salı

Cumhurbaşkanlığı konusu…

Türkiye'nin yeni haftaya başlarken en önemli gündem maddesi şüphesiz Cumhurbaşkanlığı seçimi… Aslında yabancı basının da konuya ilgisini şuradaki blog yazımda belirtmiştim. Örneğin the Economist olayı dünyada bu haftanın önemli gelişmelerinde biri olacak şeklinde nitelendiriyor.

Bu arada bütün tartışmalar süredursun konu hakkında ben de medyadan ve çeşitli kitaplardan araştırma yapmaya devam ediyorum. Kaldı ki meselenin hemen hemen her Türk vatandaşı tarafından dikkatle takip edilmesi gerekiyor. Gerçi geçtiğimiz haftaki miting ve çeşitli yazılar –bunlara bazı arkadaşlarımın MSN resimleri ve mesajları da dahil- sanırım meselenin itinayla takip edildiğini gösteriyor.

Mesele ile ilgili haberler ve yorumların yanı sıra konu hakkındaki kitapları da elimden gelince okumaya çalışıyorum. Konu hakkında ilk okuduğum kitap Cüneyt Arcayürek'in 'Çankaya Gelenler Gidenler' adlı kitabıydı. Tuncay Özkan'la birlikte her Pazar günü yapmış olduğu sohbet programlarıyla dikkati çeken başlayan son aylarda kamuoyunun gündemindeki isimlerden bir tanesi. Kitaba gelince, kitap bütün cumhurbaşkanlığı seçimlerini ve her bir cumhurbaşkanının Çankaya'ya çıkarken ve Çankaya'dan inerken yaşadıklarını aktarıyor. Cüneyt Arcayürek'in uzun yıllardan beri gazetecilik yapması ve anlattığı olayların içindeki kişilerle yakından ilişkili olması anlattığı konulara hâkim olmasını sağlamış. Tabi, kendi politik görüşü çerçevesinde de kitabı şekilleniyor. Özellikle AKP ve Recep Tayyib Erdoğan'ın tutumunu ANAP ve Özal dönemindeki tutumla karşılaştırması bunu açıkça ortaya koyuyor. Neticede kitap politik bir taraf tutuyor fakat –bazıları dışında- olaylar, mümkün olduğunca fazla yorum yapmadan tanıklarla yapılan görüşmeler aktarılarak anlatılmış. Sürükleyici olan bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Tabi, aday açıklandıktan sonra bu konu gündemden düşmeye başlayınca fazla da okuma isteği hissedeceğinizi düşünmüyorum ama yine de Recep Tayyib Erdoğan'ın olası adaylığı durumunda konu sıcak kalmaya devam eder. Siz de bu vesileyle okumuş olursunuz.

Bu postada asıl değinmek istediğim şey aslında konu ile ilgili okuduğum ikinci kitap. Ahmet Cemil Ertunç'un Çankaya Nöbeti adlı kitabından bahsediyorum. Kitaba ilk Taha Kıvanç'ın –aslında Fehmi Koru olduğunu bilmeyen yoktur ama yine de burada vurgulayalım- şuradaki yazısında rastlamıştım. Yoğunluktan ancak dün elime alabildim ve okumaya başladım.

Kitabın henüz daha çok başlarında olsam da kitap girişiyle çok ilginç bir nitelikte olduğunu ortaya koydu. Özellikle, cumhurbaşkanlığı ve cumhuriyet ekseninde günümüzdeki tartışmaların arka planı hakkında yazarın iddia ettiği şeyler gerçekten çok ilginç. Her ne kadar bazı noktalarını çok da aşırı ve sert bulsam da geneli itibariyle benim de çeşitli platformlarda anlatmaya çalıştığım bazı fikirleri anlatıyor. Özellikle giriş kısmında bazı alıntılar yapmak istiyorum:

…Her şeyin üzerinde yer aldığı, varlığını devam ettirdiği bir zemini vardır…

… Öncelikle Türkiye'deki 'zemini' doğru belirlemek gerekmektedir. Türkiye'de yaşanan ve yaşanmakta olanların 'zemini'ni ekonomik, siyasal, yasal, askeri yapıyı yönlendirme güç ve imkânına sahip 'resmi ideoloji' oluşturmaktadır. Türkiye'deki toplumsal gerilimlerin; ideolojik çatışmaların; siyasal, kültürel, ekonomik, yasal problemlerin temelinde her zaman 'resmi ideoloji' yer almış ve yer almaya da devam etmektedir.

… Türkiye'deki resmi ideolojinin söylemlerine yansıyan ve varlığının nedeni olarak algıladığı en temel arzusunu, toplumu geleneksel tüm bağlarından koparıp zihniyetiyle, görünümüyle, hayat tarzıyla köklü bir değişime tabi tutmak ve tek tip hale getirmek oluşturmaktadır. Bu nedenle 'halkçılık' ilkesi gereği, yüzyıl öncesinden bu güne 'halka rağmen' arzusunu gerçekleştirme kararlılığı içerisindedir.

…Zira 'halkçılık' ilkesi gerçekte hiçbir zaman okullarda çocuklara öğretilmeye çalışılan 'halkın istek ve çıkarlarını dikkate alan politikalar geliştirme' vs. anlamına gelmemiştir. Bu ilkenin ideologları ve uygulayıcıları 'halkçılığı' her zaman 'halka rağmen ama halk için' biçiminde formüle etmişlerdir…

…Temelleri Jöntürkler tarafından atılan bu ideoloji, içten ve dıştan 'düşmanlar' tarafından kuşatıldığı paranoyasını geliştirmiştir. Böyle olduğu için de bir kez konuşmaya başladı mı hemen 'düşmanlar'dan söz etmektedir. 'Düşmanlarıyla' ilgili olarak da sözlerinin ekseninde hemen her zaman 'irtica', 'laiklik karşıtlığı', 'cumhuriyet düşmanlığı', 'iç ve dış düşman mihraklar', 'hainler', 'padişahlık yanlıları' gibi ifade ve tanımlamalar yer almaktadır. Bunlar daha çok kendi paranoyalarının ürettiği sanal tehditler ve tehlikeler olduğu için de, onları bir türlü yok edememekte ve sürekli tedirginlik duymaktadır. Sürekli varolan tedirginliğin beslediği saldırganlık ayrılmaz parçası halindedir. Bu haliyle de nevi şahsına münhasır bir ideoloji olarak anlam kazanmış ve kazanmaya devam etmektedir…

…Ayrılmaz parçası kıldığı 'belirsizlik' özelliğinden yararlanarak, örneğin dilinden hiç düşürmediği 'düşmanlarını' hiçbir şekilde açıkça tanımlamamaktadır. Çünkü düşmanlarının kim ve ne olduğunu açıkça söylerse, kendisinin gerçekten ne olduğunun ve ne olmadığının olanca biçimiyle ayan-beyan görünür hale geleceğinin farkındadır…

…Bunun somut delili, sürekli gündeme getirdiği ancak kimliğini hiçbir zaman açıklamadığı 'milleti birlik ve beraberliğe her zamankinden daha muhtaç kılan iç ve dış düşman mihraklar' söylemidir…

…İlginç olan şudur ki, her ne yapılırsa yapılsın bir türlü 'milli birlik ve beraberliğe her zamnkinden daha muhtaç olunan günlerin' sonu gelmemiş, 'iç ve dış düşman mihraklar' ne yok olmuşlar ve ne de garip olmuşlardır…

…Zira 'resmi ideoloji' varlığını, kimliğini açıkça ortaya koymadığı ve kendi paranoyalarıyla ürettiği bu düşman(ların)a borçludur.

…Bu ülkede yaşananlar, toplumsal herhangi bir gerçekliğe dayanmamakta, her şey 'resmi ideolojinin' arzu ve korkularına göre şekillenmekte, 'resmi ideoloji' gündemi hep kendisine göre belirlemektedir.

…'Cumhurun temsilcisi olduğu söylenenlerin seçtiği Cumhurbaşkanları ne oranda bu temsilciler tarafından seçilmiştir?' …

Yukarıdaki satırlar bazı okuyucular tarafından şaşırtıcı gelebilir ama yazarın bu konuda düşündükleriyle yalnız olmadığını konu hakkında şurada yazmış olduğum bir postada daha önce vurgulamıştım.

Konu hakkında farklı kesimlerin farklı açıdan yaklaşımlarını öğrenmek için yukarıda bahsettiğim iki kitabı da okumanızı tavsiye ediyorum. Aslında bu noktada söyleyecek çok şeyim var fakat şimdilik sizi daha fazla yormak istemiyorum. Konu hakkında yorumlarınızı bekliyorum.

0 comments :